Ana Sayfa Türkiye 9 Aralık 2019

İnsanların Psikolojik Sorunlar Yaşamasının Temel Sebebi Tasavvufun Hayattan Uzaklaştırılmasıdır

Antalya Mevlevîhânesi İrfan Meclisi’ne konuk olan Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Derin, günümüzde insanların psikolojik sorunlar yaşamasının temel sebebinin, tasavvufun hayattan uzaklaştırılması olduğu söyledi.

“Hz. Mevlânâ ve Psikolojik Terapi” konulu söyleşisinde Prof. Dr. Süleyman Derin, pozitivizm ve materyalizmin günümüz insanını dinden uzaklaştırdığını ve bunun sonucu olarak da özellikle batıda dinin yerini psikolojinin almaya başladığını vurguladı. “Psikoloji adeta seküler bir din haline geldi” diyen Derin, çağdaş insanın ciddî bunalımlar yaşamakta olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti: “İnsanlar elbette sorunlarının çözümünü dinde arıyor; ama batı insanına sunulan dinler onun sorunlarını çözmekten çok uzak. İnsanı doğuştan aslî günah işlemiş suçlu bir varlık olarak gören ve insan tabiatına aykırı uygulamaları bulunan bir din, ona dünya ve ahiret mutluluğunu nasıl verebilir ki? Ancak bizim dinimiz İslâm’da insanın bütün doğal ihtiyaçları karşılanmıştır. Evlenmek, çoluk çocuk sahibi olmak, ticaret yapıp para kazanmak gibi fıtrî gereksinimler bizim dinimizde helâldir. Ama batılılara sunulan din, kendi din adamlarına ve dindarlarına bu gibi şeyleri yasaklıyor. Bu da batı insanının psikolojik ve ruhî sıkıntılarını her geçen gün arttırıyor ve psikoloji seküler bir din olarak ortaya çıkıyor.”

Batı İnsanı Arayış İçinde

Bugün batı insanının ciddî bir arayış içinde olduğunu ve aradıklarını da Hz. Mevlânâ gibi mutasavvıflarda bulduğunu belirten Prof. Dr. Süleyman Derin, batıda kurulan Mevlânâ merkezlerinin sayısının gün geçtikçe arttığını ve Mesnevî’nin bugün batıda en çok satan kitaplar arasında yer aldığını vurguladı. Batılı psikologların çağdaş insanın buhranının çözüm yollarını Hz. Mevlânâ’nın eserlerindeki psikolojik tahlillerde bulduğuna dikkat çeken Derin, Mesnevî’nin neredeyse her bir hikâyesinin ve beyitlerin pek çok psikolojik tahliller içerdiğini dile getirerek “Batıda uygulanan bibliyoterapi yönteminin en temel kaynağı Mesnevî’deki hikâyelerdir. İnsanlar bu hikâyeleri okuyarak hikâyedeki kahramanların karakterlerinden hareketle doğruyu ve yanlışı incinmeden öğreniyorlar ve herhangi bir psikolojik tehdit hissetmeden terapi oluyorlar. Ama maalesef ülkemizdeki çoğu aydın da Hz. Mevlânâ’yı batılı yazarlardan tanıyor. Aslında bu çok üzücü ve utanılacak bir durumdur” dedi.

Batılıların, önceleri insanların seviyesini matematiksel zekâlarına, IQ’larına göre ölçtüklerini vurgulayan Derin, sonraları IQ’su yüksek olmanın hayatta başarılı sayılmak için yeterli olmadığını, bunun yanında sabırlı olmak, cömert olmak, merhametli olmak gibi erdemlerin de bir insanın seviyesini belirlemede önem arz ettiğini anladıklarını dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Yani daha sonra duygusal zekâyı, EQ’yu

keşfettiler. Takım ruhu var mı, arkadaşlarına karşı saygılı mı, yardımlaşma ve fedakârlık duygusu var mı vb. gibi duygusal yapılarına göre insanların seviyelerini belirlediler. Daha sonra baktılar ki bu da tam doğru sonucu vermiyor; bu kez ruhsal zekâyı, SQ’yu keşfettiler. Yani hayatın amacı nedir, insan bu dünyaya niçin geldi, ruh beden için ne ifade eder, hayat bittikten sonra ne olacak gibi soruları çözebilen zekânın, insanın değerini belirlediği fark ettiler. Ama Hz. Mevlânâ ve diğer mutasavvıflar, bunların çok daha ilerisini asırlar öncesinde çoktan keşfetmişlerdi.”

Tasavvufun, her şeyden önce insanın hayvanî ve nefsânî dürtülerini denetlediğini ve onun zararına olan huyları terbiye edip yararına olanları güçlendirdiğini söyleyen Prof. Dr. Süleyman Derin, “Bugün batılılar, insanın kendi zevki peşinde koştukça o kadar mutsuz olduğunu yeni keşfettiler. Oysa bunu Hz. Mevlânâ ve diğer mutasavvıflar yüzyıllar önce biliyorlardı ve insan eğitiminde buna göre nefsi terbiye yöntemleri geliştirmişlerdi. Tasavvuftaki az yemek, az uyumak, az konuşmak, az ile yetinmek gibi maddî zevkleri olabildiğince azaltma ilkesi, insanı başkalarına ve başka varlıklara faydalı bir kişiliğe büründürür” dedi.

Kadına Şiddet, Saldırganlık ve Narsizmin Sebebi

Tasavvufun bir başka ilkesinin de insanın saldırganlık ve intikam alma dürtüsünü denetlemesi olduğuna dikkat çeken Derin konuşmasını şöyle tamamladı: “Eğer mânevî terbiye kurumlarımız olan tasavvuf ve tekkeler bizim insanımızın hayatından çekilip alınmasaydı, bugün yaşanan kadına şiddet, hayvanlara eziyet, cinayetler, işkenceler gibi saldırganlık ve şiddet olayları bu kadar artmazdı. Tarihî kaynaklardan öğrendiğimize göre Osmanlılar zamanında ortalama her bin kişiye bir tekke düşüyordu. İnsanlar buralarda terapi görüyorlar, buralarda insan olurlardı. Tekkelerde önce sabretmek ve affetmek öğretilirdi; başkalarını aldatmamak, kandırmamak, hile yapmamak, tuzak kurmamak öğretilirdi. Kendi egonu yenip başkalarına faydalı olma ahlâkı yerleştirilirdi. Tasavvuf hayattan uzaklaştırıldığı için narsizm, günümüzün en yaygın hastalığı haline geldi. Yani kendine taparcasına kendini beğenme duygusu ve kibir, insanların hem kendilerini mutsuz ediyor, hem de başkalarını. İşte çoğu psikolojik sorun, hep tasavvufun hayatımızdan çekilip alınmasından dolayı yaşanmaktadır.”

Yorumlar

Hazır Site by Uzman Tescil